Engelliliğe Dayalı Ayrımcılık

1992 yılından bu yana 3 Aralık günü Birleşmiş Milletler tarafından engelliler adına uluslarararası bir gün olarak kabul edilmiştir. 3 Aralık Dünya Engelliler Gününde ülkemizde de farklı etkinlikler düzenlenmektedir. Bu etkinlikler bir kutlama havasında geçiyorsa eğer; toplum olarak engelliliğin ne durumda olduğundan bihaber olduğumuz düşünülmelidir. Bugün engelli bireyler toplumda ayrımcılıktan, sosyal dışlanmaya kadar insan hakları ihlalleri ile karşı karşıyadırlar. Yoksulluk, işsizlik, sağlık hizmetlerine erişememe, sosyal güvenlik şemsiyesi dışında kalma ve eğitimden yoksunluk gibi birçok sorunla baş etmek zorunda kalan engelli ve ailelerine 3 Aralık Engelliler Gününde ‘’gününüz kutlu olsun’’ demek bir anlamda onları ve sorunlarını hiçe saymak olacaktır. Bu nedenle 3 Aralık Dünya Engelliler Günü nedeniyle yapılan etkinliklerin temelinde; toplumda engellilik hakkında bir farkındalık kazandırmak, sorunlar konusunda politika yapıcıların dikkatini çekmek olmalıdır.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan, 3 Aralık 2005 yılında, Uluslararası Engelliler Günü nedeniyle yaptığı konuşmada, “Engelliler dünyanın en büyük azınlık grubu. Orantısız derecede yoksullar, işsiz kalma olasılıkları daha yüksek, ölüm oranlarıysa toplumun geneline oranla çok daha yüksek” demiştir. Dünyada 1 milyardan fazla insan (Dünya Engellilik Raporu, 2011) ve ülkemizde nüfusun %12. 9’u yani yaklaşık 9 milyon (TÜİK, Türkiye Özürlüler Araştırması, 2002) insan engellidir. Bu kadar yüksek sayıda nüfusun sorunları görmezden geliniyorsa; her şeyden önce ülkenin gelişmişlik düzeyinin sorgulanmasını gerektirir.

Engelli bireylere yönelik sosyal politikaların temelini sosyal yardımlar oluşturur. Ancak engelli bireylerin sorunları ele alınırken öncelikle sorunların insan hakları bağlamında ele alınması; Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesinin Taraf Devletlere yüklediği bir sorumluluktur. Sosyal hayata katamadığınız, eğitimden, sağlık hakkından, istihdam hakkından, seçme ve seçilme hakkından mahrum bıraktığınız insanlara salt sosyal yardım sağlamak sosyal devletin sorumluluğunu yerine getirdiğinin göstergesi değildir.

Bugün toplumumuza baktığımızda engelli bireyler üzerinde kanıksanmış olumsuz düşüncelerin yaygın olduğu görülecektir. Engelli bireylerin sadece tüketici oldukları inancı, onların üretimde yer almalarının imkânsız ve gereksiz görülmesi, ‘’çalışsalar da işe yaramazlar’’ düşüncesi engelli bireylerin istihdam hakkının önündeki en büyük engellerdir. Engelli bireyler için: ‘’okuyamaz’’, ‘’okusa da ne olacak?’’, ‘’aileye yük olacak’’, ‘’evde otursun, biz ona bakarız’’ düşünceleri onların eğitimden uzak kalmalarına neden olmaktadır. Okulların erişilebilir olmaması, okullarda engelli öğrenci istenmemesi, görme ve işitme engelliler için özel materyallerin sağlanmaması da sorun alanlarındandır. Eğitimde fırsat eşitliği sağlanamadığından üniversite eğitimi alabilen, bir meslek sahibi olabilen engelli birey sayısı oldukça azdır. Bu olumsuzlukların esas çıkış noktası bilerek ya da bilmeyerek engelliliğe dayalı ayrımcılık yapmaktır.

Engelliliğe dayalı ayrımcılığın başlangıcında, toplumun engelliyi nasıl gördüğü belirleyici olmuştur. İnsanların görünüş, davranış, hareketlilik ve sosyal hayatın her alanında ‘’normalin dışı’’ olarak nitelediği engelli bireylere ön yargılı, dışlayıcı yaklaşımları ayrımcılığın başlangıç noktasıdır.

Ayrımcılık; bir kişinin cinsiyeti, ırkı, ten rengi, dini ya da inancı, siyasi görüşü, cinsel yönelimi, yaşı, engelli olması ya da milli, sosyal ya da etnik kökeni sebebi ile başkalarından daha kötü muamele görmesini beraberinde getiren, haksız bir farklı muameledir. Ayrımcılığa maruz kalması kişinin diğerleri ile eşit koşullarda topluma katılamaması ya da toplum içerisinde aynı olanaklara sahip olamaması anlamına gelir.

Engelliliğe dayalı ayrımcılık; Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesinde yer alan tanıma göre; siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, medeni veya başka herhangi bir alandaki tüm insan hak ve temel özgürlüklerinin diğerleri ile eşit bir şekilde kullanılması veya bunlardan yararlanılması imkânını ortadan kaldıran veya bunu engelleyen her türlü ayrımın, dışlamanın veya kısıtlamanın engelliliğe dayalı olarak yapılmasıdır. Engelliliğe dayalı ayrımcılık, makul uyumlaştırmanın yapılmaması dâhil her türlü ayrımcılığı kapsar.

Engelli bireylerin yasa önünde tüm bireylerle eşit olduğu vurgusunu yapan Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi ayrıca; taraf devletlerin hak ehliyetinin kullanılmasına ilişkin tüm tedbirlerin alınmasını taraf devletlerden talep eder.

Engelliler Hakkında Kanunun (5378 Sayılı) tanımlar bölümünde ayrımcılığa vurgu yapılan ifadeler arasında doğrudan ve dolaylı ayrımcılığın tanımları yapılmış, ilerleyen kısımlarında engelliliğe dayalı ayrımcılık yasaklanmış ve ayrımcılıkla mücadelenin engellilere yönelik politikaların temel esası olduğu vurgulanmıştır. İlgili tanımlar şunlardır:

  1. a) Doğrudan ayrımcılık: Engelliliğe dayalı ayrımcılık temeline dayanan ve engellinin hak ve özgürlüklerden karşılaştırılabilir durumdakilere kıyasla eşit şekilde yararlanmasını engelleyen, kısıtlayan veya zorlaştıran her türlü farklı muamele.
  2. b) Dolaylı ayrımcılık: Görünüşte ayrımcı olmayan her türlü eylem, işlem ve uygulamalar sonucunda engelliliğe dayalı ayrımcılık temeliyle bağlantılı olarak, engellinin hak ve özgürlüklerden yararlanması bakımından nesnel olarak haklılaştırılamayan dezavantajlı bir konuma sokulması.
  3. c) Engelliliğe dayalı ayrımcılık: Siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, medeni veya başka herhangi bir alanda insan hak ve temel özgürlüklerinin tam ve diğerleri ile eşit koşullar altında kullanılması veya bunlardan yararlanılması önünde engelliliğe dayalı olarak gerçekleştirilen her türlü ayrım, dışlama veya kısıtlama.

Türk Ceza Kanunu 122. Madde: Nefret ve Ayrımcılık Başlığı

(Değişik madde ve başlığı: 6529 – 2.3.2014 / m.15) (1) Dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan nefret nedeniyle;
a) Bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, devrini veya kiraya verilmesini,
b) Bir kişinin kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını,
c) Bir kişinin işe alınmasını,
d) Bir kişinin olağan bir ekonomik etkinlikte bulunmasını,
engelleyen kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Tüm bunların ışığında Türk Ceza Kanununda da yer aldığı gibi ayrımcılığın bir suç olduğundan hareketle; ister dolaylı ister doğrudan yapılsın engelliliğe dayalı ayrımcılığın bir suç olduğu, bu suçun temel insan hakları ihlali olduğu bilinmelidir.

Topluma katılımda, eğitimde, istihdamda ve diğer alanlarda fırsat eşitliğine sahip oldukları konusunda öncelikle bilinçlendirilmesi gereken kesim engelli bireylerin kendileridir. Tüm hak ve özgürlüklerden eşit şekilde yararlanacağını dahi bilmeyen, bunların önemini kavrayamayan engelli ve aileleri vardır. Engelliliğe dayalı ayrımcılığın ne olduğu, yaşadıkları hangi durumların ayrımcılık olduğu ve kendilerine yapılan ayrımcılığın aslında yasak olduğu konularında engelliler,  aileleri ve tüm toplum bilinçlendirilmelidir.

Bu toplumda, bu ülkede ve bu dünyada eşit bireyler olarak yaşamak her insanın hakkıdır. Farklılıklara saygı duyulan, hakkaniyetli ve eşitlikçi bir toplumda yaşamak umuduyla…

Ayşe SARI

Sağlık Hizmetleri Sendikası (SAHİM-SEN) Genel Sekreteri

Engelliler Komisyon Başkanı

İlgili Resimler